Hayat kısa derler,
Anı yaşa derler,
Vakit-siz gelince anlarsın,
Vadesi dolmadan giderler,
Adını Enis koydum, oğlum,
Geliyor artık yanıma dostum,
Üzülme, rakı sofrası eksik kalsın,
Latife et üzüntümüz sessiz yaşansın.
-Bodrum
Hayat kısa derler,
Anı yaşa derler,
Vakit-siz gelince anlarsın,
Vadesi dolmadan giderler,
Adını Enis koydum, oğlum,
Geliyor artık yanıma dostum,
Üzülme, rakı sofrası eksik kalsın,
Latife et üzüntümüz sessiz yaşansın.
-Bodrum
Doğum günümü yalnız kutladım,
Çocuklarım ve kardeşlerim eksik,
Sessiz müziğin sözü kesik.
“Havva” dedim unuttun,
Sesimi havlama,
Doğduğum yeri kebapçı zannettin.
“Ali” dedim bulamadın,
Işığın ile ilaç olamadın,
Halayım dedim yabancı zannettin.
Sıra Bende evlat!
Gelmedin ziyaretime,
öğretmenevine,
Beklemek değil sabır işi,
Yalnız bırakmamak gerek müfettişi,
zaman benim için bittikçe,
Elini ayağını toplamak gerek nazikçe…
Muallim Mustafa çattı kalın kaşlarını,
Seslendi oğluna silsin diye yaşlarını,
Kızının yolu Yaradanın taktiridir,
Mualla mertebeye çıkma vaktidir,
Git dedi hastaneye, karşıla kızını,
Ertelesen de değiştiremezsin alın yazısını,
Taht-ı Maarif sahibi, Sultanların sultanı derlerdi kendisine,
Şiir gibi dökülüyordu yüreğine, evlat acısı sessizcesine,
Dün gibiydi Adana’da, doğumhane kapısında,
Sabah rüzgarı gibi, yüzünü güldüren kaşla göz arasında,
Üç yılda bitirmişti hikayesini, karanlıkta kayboluyordu,
Dokuz yaşında Tunceli pazarında, tanıdık yüz arıyordu,
Babasını görmüş gibi sarıldı ışığa
“Babacım” dedi, “sana hikayemi anlatacağım…”
…
Yolunu kaybet bir gün,
Ayağın takılsın boş duran taşıma,
İki kelime bul yazacak bugün,
Parmakların dokunsun göz yaşıma.
Geçmiş zaman olsun cümlelerin,
“Seni sevdim” de bana,
Şifa olsun sözlerin canıma.
Kara bulutlar altındaki bu hava sürgün
kağıt kayık yaptım kızıma
Boşver çamur olsun ellerin, senin adın Havva
Rüyalarımda değil misin gelen sen yanıma
Geçmiş zaman olsun cümlelerin
Sensizlik uzaklık bana
Sessizliğin ise, dokunuyor kanıma.
Kolay değildi büyüklerin bile anlamadığını rüyada görmek.
29 Nisan 2016 Gününe…
Karşımda bir Türk bayrağı dalgalanıyor. Gerçek dışı bir muhteşemlik ile dalgalanıyor. Denizler ile bir olmuş dalgaların köpüklerine karışmış türk mitolojisinden çıkmış bir deniz tanrısı üflüyor bu bayrağa. Renkler öylesine değişik tonlar alıyor ki kanıyor bu bayrak. Hissediyorsunuz ki bu bayrağın damarlarında durmuyor kan.
– Adın ne senin
– A. B. T.
– B. Öğretmenin nesi oluyorsun?
– Öğretmen?
– B. T.
– Dedem dedim. Ama ben doğmadan ölmüş, hiç tanımadım.
Dizinin üstüne çömelip benim göz hizama indi. Kocaman elleri ile yanaklarımdan tuttu kulaklarımı kapayacak şekilde. Sevdi herhalde kendi mizahınca.
– Ben tanıdım. Ben 25 yaşında Adana’da öğretmenlik yaparken okulları ziyaret eder, çocuklar okusun yeter ki der teneke teneke peynir bırakırdı. O zamanlar ticaret ile uğraşıyordu İstanbul’da. “Sen Bizdensin” derdi bana, saatlerce sohbet ederdik. Ben Tunceli’deyken istanbul’da kaybetmişiz onu. İşte o bizdensin dediği bizler sonuna kadar Atatürk’ün takipçisi olacağız. Beni en korkutan tehdit bile beni bundan vazgeçirmedi.
– Neydi o tehdit?
– Ayağa kalk.
– Boşuna değildi yirmi sene bu sporu yapmam.
Öylesine utandım ki! Bu dizleri üstüne çökmüş olan ben değil, Atatürkten başkası değildi. Demin tüm ihtişamı ile dalgalanan bayrağın uğruna dökülen kandı tozlanmış ellerimden damlayan. Ne kadar yalnız olduğumu düşünürken parlayan güneşi bulut kapattı ve bir gölge altında kaldım. Bu bana özel, benim anlayacağım bir işaretti. Evet adam yoktu bana yardıma koşan, ama adam ol diye kulağımın dibinde bağıran, gül bahçelerinden tomar tomar gülleri cennet bahçelerine saçan bir öğretmenim vardı. Adam gibi bir adam, benim gibi manyak bir müfettiş vardı bana adam ol diye bağıran. Kalk diye bağıran bir dostum ve bana varlığını hissettiren benden öte bir ben vardı. Biz vardık.
Hiç birşey boşuna değildi.
Ne geçmişiniz ne de rüyalarınız. Hayat yolunda yediğiniz her tekme, her acı bir ders öğrenmek isteyene.
Yeterki siz adam olun…
Yine kayıt edilmiş gibi bir rüya gördüm.
Beyaz sana hep yakışmıştır zaten.
Evlatlarımı özledim.
Söyle onlara gelsinler,
annelerini görsünler.
hep yollarını gözledim.
Öğretmenim, canım,
Sen yaşarken bana düşmez
senin elindeki telefon
senin de sınavın
Bir telefon açsan yanlışlıkla,
‘Seni yanlışlıkla aradım’ desen,
‘Olur böyle şeyler’ desem,
Yanlışlıkla
sesini duysam…
21 Aralık 2012 oldu bitti
dünya ise sona ermedi
kimisi için takvim bitti,
kimisi için yeni başladı
Ben ise sizi hiç yalnız bırakmadım.
Kalbinizde aşk olsun
Siz sevdiğiniz sürece tüm insanları
Zafer hep sizinle
Hem burada hem orada.
Bugün kraliçeme dokunacağım.
Bir yabancı gibi sarılacağım
Nerdeydin diyemeyecek
Gök su olmuş
Deniz bulut
Gitme bile diyemiyorum
Ama gitme Bodrum’a
Tatil değil zehir olur
Benim yüreğim deniz iken,
Senin varlığın sel olur
Yolcu etmeye öbür dünyaya
giden ben miyim
Mesafeleri yürüyerek yaya
Biten yol ben miyim?
Son yolun sonu değil
Başlangıç ise konu değil
Güle güle… Diyen sen değil
Vakit gelince duran ben miyim?