Nico


Nico herkes tarafından saygı gören, her şeyin doğrusunu bilen, ve boş vakitlerinde mahallesindeki çocuklara ders veren hayırsever bir doktordu. Her gün onlarca insanın hayatını kurtarıyordu, hastalıklarını iyileştiriyordu. Derslerinde ise bir sürü çocuk yetiştiriyor onlara hayatın gerçeklerini anlatıyordu. Dünyanın her tarafının sularla çevrili olduğunu ve ucuna giderler ise düşüp öleceklerini öğretiyordu ki hayatta hata yapmasınlar istiyordu. Dünya’yı taşıyan öküzün ayağının her an takılabileceğini ve fırtınalar kopup seller basacağını anlatıyordu. Oğlu Aris 10 yaşında, babasına zeka bakımından pek de benzemeyen bir çocuktur. Kafası hiç çalışmadığı için devamlı azarlanan hor görülen bir evlat. Güneşin doğuşunun ve batışının dünyanın yuvarlak olmasından olacağını düşünecek kadar da aptaldı. Babası küçükken öldü. Babasız kaldı. Hayatın doğrularını öğrenemedi. Yapayalnız kaldı. Elinden tutan olmadığı için babasının uygun gördüğü öğretmen ile de tanışamadı. Çaresizlik içinde bir okula gitti. 20 sene okuduğu bu okulda ise ona hiç bir şey öğretmediler. İlk kapıdan girdiği vakti hiç unutmayan Aris’e bir öğretmeni şöyle demişti: “Aklını serbest bırak. Biz sadece sana gideceğin yolunu gösterebilir, geçeceğin kapıya eşlik ederiz. Bizim doğrularımız senin doğruların değildir. Sen sadece kendin ol! Kendi kapını kendin aç, kendi günahını kendin işle, kendi sevabını kendin yap.”

Aristotle, babası Nicomachus’un uygun gördüğü hayat yerine Plato akademisinde ona verilmeyen hayatı yaşadı. Kendi hayatını…

Siz kiminkini yaşıyorsunuz?
Kimin tanrısına tapıyorsunuz?
Kimin dinine?
Kimin inancına?
Öküzün ayağının takılmasına az kaldı, biliyor musunuz?
Altınızdaki diskin kayıp düşmesine.
Ama benim ne haddime,
sizin doğrularınızı ezip geçmeye.
Siz her şeyin doğrusunu bilirsiniz.
Ben Aptal Aris
Dünya öküzün boynuzları üzerinde.
“Tek bir söz bile söylemeye hakkım yok”

Yorum Gönderin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir