Sıra Bende evlat!
Gelmedin ziyaretime,
öğretmenevine,
Beklemek değil sabır işi,
Yalnız bırakmamak gerek müfettişi,
zaman benim için bittikçe,
Elini ayağını toplamak gerek nazikçe…
Sıra Bende evlat!
Gelmedin ziyaretime,
öğretmenevine,
Beklemek değil sabır işi,
Yalnız bırakmamak gerek müfettişi,
zaman benim için bittikçe,
Elini ayağını toplamak gerek nazikçe…
Kolay değildi büyüklerin bile anlamadığını rüyada görmek.
29 Nisan 2016 Gününe…
Karşımda bir Türk bayrağı dalgalanıyor. Gerçek dışı bir muhteşemlik ile dalgalanıyor. Denizler ile bir olmuş dalgaların köpüklerine karışmış türk mitolojisinden çıkmış bir deniz tanrısı üflüyor bu bayrağa. Renkler öylesine değişik tonlar alıyor ki kanıyor bu bayrak. Hissediyorsunuz ki bu bayrağın damarlarında durmuyor kan.
– Adın ne senin
– A. B. T.
– B. Öğretmenin nesi oluyorsun?
– Öğretmen?
– B. T.
– Dedem dedim. Ama ben doğmadan ölmüş, hiç tanımadım.
Dizinin üstüne çömelip benim göz hizama indi. Kocaman elleri ile yanaklarımdan tuttu kulaklarımı kapayacak şekilde. Sevdi herhalde kendi mizahınca.
– Ben tanıdım. Ben 25 yaşında Adana’da öğretmenlik yaparken okulları ziyaret eder, çocuklar okusun yeter ki der teneke teneke peynir bırakırdı. O zamanlar ticaret ile uğraşıyordu İstanbul’da. “Sen Bizdensin” derdi bana, saatlerce sohbet ederdik. Ben Tunceli’deyken istanbul’da kaybetmişiz onu. İşte o bizdensin dediği bizler sonuna kadar Atatürk’ün takipçisi olacağız. Beni en korkutan tehdit bile beni bundan vazgeçirmedi.
– Neydi o tehdit?
– Ayağa kalk.
– Boşuna değildi yirmi sene bu sporu yapmam.
Öylesine utandım ki! Bu dizleri üstüne çökmüş olan ben değil, Atatürkten başkası değildi. Demin tüm ihtişamı ile dalgalanan bayrağın uğruna dökülen kandı tozlanmış ellerimden damlayan. Ne kadar yalnız olduğumu düşünürken parlayan güneşi bulut kapattı ve bir gölge altında kaldım. Bu bana özel, benim anlayacağım bir işaretti. Evet adam yoktu bana yardıma koşan, ama adam ol diye kulağımın dibinde bağıran, gül bahçelerinden tomar tomar gülleri cennet bahçelerine saçan bir öğretmenim vardı. Adam gibi bir adam, benim gibi manyak bir müfettiş vardı bana adam ol diye bağıran. Kalk diye bağıran bir dostum ve bana varlığını hissettiren benden öte bir ben vardı. Biz vardık.
Hiç birşey boşuna değildi.
Ne geçmişiniz ne de rüyalarınız. Hayat yolunda yediğiniz her tekme, her acı bir ders öğrenmek isteyene.
Yeterki siz adam olun…
Yine kayıt edilmiş gibi bir rüya gördüm.
Beyaz sana hep yakışmıştır zaten.
Evlatlarımı özledim.
Söyle onlara gelsinler,
annelerini görsünler.
hep yollarını gözledim.
Öğretmenim, canım,
Sen yaşarken bana düşmez
senin elindeki telefon
senin de sınavın
Ne kadar sıklıkla gelir yan yana
iki de görüş vardır karşı karşıya.
Seviyorsan kıskanırsın.
Kıskanıyorsan güvensizsin…
Yıllardır insanların “Kıskançlık” ile
kirlettiğini seyrettim Aşk kelimesini.
Şiirler yazdım aşk üzerine – aşık dediler
saygı duydum bu kelimeye.
Sonra öğrendim ki, Yaradan Aşkmış,
Daha fazla saygı istermiş.
Duydukça kızıyorum -artık- insanlara
kutsal bir kelimeyi lekelemelerine kıskançlık ile
Aşk sahiplenmek değildir.
tam tersi
en değerli kuşun kafesinin kapısını açmaktır,
bir daha görmemek üzere.
Umut beslememekdir.
Karşılık beklememektir.
Kalbini hem ısıtacak hem de yakacak olan ateşdir.
Yalandır Aşk
bırakamıyorsan,
sensiz mutlu olmasını kaldıramıyorsan,
Kıskanmak değil özlemektir Aşk.
Bir dakika da görmesen, On yılda
aynı şekilde özleyebilmektir
ve özlemini de tatlı bir gülümsemenin arkasına saklayabilmektir
bir siyah beyaz resmiyle kalbine çizebilmektir resmini
göğsünün sağ tarafındaki eksikliktir Aşk
Kıskançlık bencildir. Ben’dir.
sevginin sahtekarlığıdır.
Koşarak kaçın kıskanç insanlardan.
Tek taraflı sevmek ve tek taraflı üzülmek
iyidir tek taraflı aldatılmaktan.
Aşk ben değil, Sen`dir…
Her şey o kadar acı ki
boş kalıp haber okumak yaramıyor bana.
memleketime mi ağlayım?
88 yıl önce öngörülüpte tutulamayan vazifeyemi?
Bir ananın babanın bakmaya kıyamadığına
İşkence ile tecavüz edip öldürenlerin varlığına mı?
Memleketinin geleceği için
sadece konuştuğu için ölen evlatlarımıza mı?
Okumak kadar basit iken cevabı,
bir hayvan olmaya yetemeyecek cehalalete mi?
25 yıl önce kalbime yerleştirdiğim ile sınanmama mı?
Yoksa kalbimde biriktirdiğim özleme mi?
“Eğer sevda bu demekse
Ben vazgeçtim, beni sevmeyin”
Aşk ile TEK olanı BİLE ikiye ayırmış kadın erkek diye
Adamdan adam olmayacak insanoğlu
Hepimizin yüreğine dolup boğsa gözyaşlarından tufanlar,
kendi canına tek söz söylemeye “ne hakkın var” deseler
canımız öylesine yansa…
Yaradanın adını anmaya korkuyorum
Etrafa dolmuş Allah adını şeytan için kullananlar
Ey BİR Olan Yaradan!
Öylesine doluyum ki
“Bir bulut olsam, yüklenip yağsam”
Hiç bir gemi olmasa kurtaracak
hırsızlar, namuzsuzlar, katiller
hıyanet içinde olanlar
evladını korumak için büyü yaptıranlar
ders olsun diye tokat atanlar
tembeller, asalaklar,
İyiler kötüler
Geberip gitsek hep beraber…
Bir tek sen değilsin evlatlarından hayır görmeyen
zaman herşeyin ilacıdır
SEN bile unutursun emeklerini, hatıralarını, Aşklarını…
Öğle tatiline çıktım
locaya gittim, evimdeyim bütünüm
karşıya geçtim mantı yedim, ara sokakta denize karşı, bütünüm
kitapçıya gittim yeni açılmış D&R, bütünüm
saat 8’de eksik kaldım, üşüdüm,
yürüdüm otelime
mekanlar mı bütünlüğüm
saf mıyım neyim
Keşke gerçekten kardeşim olsaydın,
Hiç olmazsa yerine koysaydın,
Arada sırada arayıp sorsaydın.
Zaten kim sormuş?
Ali abi olmak zormuş…
Barış -ıs-sız şehirleri susturup
Söylenmemişleri kitaplara doldurup
Baharın son gülünü soldurup
Anlamı kurumuş yağmurları durdurup
Senede bir gün, olmasaydın.
“İyi ki doğmuşsun, doğum günün kutlu olsun”
Yerine…
Yeni bir gün olarak,
Dağların ardından,
Her gün sen doğsaydın.
şimdiden çok özledim,
siliniyor gibi dünyadan, ruh gibiyim,
dokunamıyorum bu kadar yakınken
kuş gibiyim bir orda bi burdayım
sen neredeysen ben ordayım
elini tutuyorum görmüyorsun, yok gibiyim
dudaklarındaki lokmayım,
bana sorsan tok gibiyim